Benim Kalemimden – Aşk’a, rüzgara, ayrılığa, zamana, eyvallah..

kisisel-yazilarÖyle uzun şiirler, yazılar yazmak bana göre değil. Hep yazmak, duygularımı yazıyla anlatmak istedim küçüklüğümden bu yana ama yapamadım. Herkesin harcı değil, duygularını yazıya dökmek bilirim. Çok istediysem de, olmadı. Ama bugün, bugüne kadar yazamadığım, kimselere anlatamadığım bütün yaşanmışlıkları, duygularımı uluorta yazasım, savurasım var ve öyle de yapmalıyım yoksa rahatlayamam. Bu düşünceler beni yer bitirir. Doğduğum günden itibaren, herkes tarafından sevilen, parmakla gösterilen bir çocuktum. İlk aşkım, Beşiktaş olmuştu. 3 yaşında dedem elimden tutup Beşiktaş’ın maçına götürdü ve staddayken bana hayatım boyunca unutmamamı, asla vazgeçmemem gerektiğini düşündüğü bir mektubu cebime koyuverdi. Mektupta yazan kelimeler şöyleydi; “İnsanlar seni üzebilir, kırabilir hatta ve hatta en sevdiğin insanlar seni sırtından bıçaklayabilir. Ama, Beşiktaş başka bir sevdadır oğlum. Hüzün, dert, keder bunların hepsini yaşayıp göreceksin. Bunlarla büyüyeceksin. Beşiktaş’ı böyle seveceksin. Benim dilim gerisini demeye varmaz. Ama şu her zaman aklında bulunsun ki, “Biz hayatta en çok, Beşiktaş’ı sevdik.” bunu hiç bir zaman unutma. Kimseye Beşiktaş’ı değişme, vazgeçme, söz söyletme.” İşte dedemin söylediği kelimeler bana bıraktığı miras buydu. Bu kelimelerden 1 ay sonra dedemi kaybettim. Hatırladığım tek şey evimin merdivenlerinde otururken dedemi tabutun içinde mahalleden yukarı doğru taşımalarıydı. O günden sonra hep Beşiktaş’ın maçlarına gittim. Kimseyi Beşiktaş kadar sevemedim. Beşiktaş uğruna doğru düzgün bir dost diyebileceğim kimsem olmadı ben hep yalnızdım, şikayetçi de değilim bu durumdan. İlkokulda bir kız arkadaşım oldu, çocukluk aşkı işte öyle geçti gitti. Sonra liseye başladım, ilk yıl bir kızla tanıştım. Adı Emel’di. Sakin, kendi halinde, kimseye zararı olmayan, sesi çıkmayan, üstüne üstelik Beşiktaş’lıydı. Tam 2 senem onunla geçti. Ailelerimizi birbiriyle tanıştırdık, ben onun evine, o benim evime rahatça girip çıkardık. Kavgalar ettik, beraber güldük, ağladık ve sonunda oda bitti. Ama ondan sonra kendime gelemedim. Sanki tüm duygularımı onda harcamıştım. Kimseyi sevemedim, sevmek istediysem de olmadı. Tam 3 yıl kendimi toparlayamadım. Umursamaz, bencil biri olmuştum. Hiç kimse için üzülmüyor, dert etmiyordum. Çok sevdiğim bir insan, “Ben gidiyorum” dediğinde ne halin varsa gör diyebilicek kadar vicdansız hale gelmiştim. 2-3 tane kız arkadaşım daha oldu bu zamanda ama hiç birine karşı birşey hissedemedim doğru düzgün. Ve 3 ay öncesine kadar bir mesaj attı “Nasılsın?” yazıyordu mesajda. Önce kim olduğunu çıkaramadım, numarasını değiştirmişti. Biraz hoş sohbetten sonra, bana geri dönmese bile onu üzdüğüm için özür diledim. Yaptığım tüm hataları, aptallıkları affetmesini istedim. Ve isterse tekrar başlayabileceğimizi söyledim. Ve bana söylediği cümleler şöyleydi; “Sen beni çok kırdın, Anıl. Sana hep güvendim, bir dediğini iki etmedim. Senin için tüm arkadaşlarımdan vazgeçtim, hepsini yok saydım. Ben paramparça oldum, kendime gelemedim yıllardır. Hemen güvenemem sana, kendini affettirmen gerek, beni bidaha yapayalnız, paramparça bırakıp gitmene dayanamam.” dedi. Evet haklıydı, onu çok üzmüştüm ve kendime çok kızgındım bu durumdan ötürü. 1 hafta boyunca özür diledim, geçmişte yaşanmışlıklarımız olduğunu, çok aptallık ettiğimi, birdaha inan bana yapmıycağımı yüzlerce defa tekrar edip durdum. Ama bana söylediği cümle şu oldu; “Ben sana tekrar güvenemem, eskisi gibi sevemem.” Bende sadece, “Eyvallah” diyebildim. Bir yönden haklıydı, ama neden bana umut verdin? Neden önce güvenimi kazanman gerek deyipte, umutlandırdın? O günden sonra ona karşı nefrette duymadım, gram sevgide. Sonra, kendi kendime düşündüm ve dedim ki; “Değişmelisin, Anıl. Artık umursamaz, bencil tavırlarını bırakıp seni sevenlerle mutlu olmalısın.” Ve sonra Sibel ile tanıştım. Uçuk kaçık, esmer güzeli, kara kaşlı, güzel gözlü yarim benim. Çok mutluydum onunla arada bir kavga ediyorduk tabi ki. Ama kavgalar ilişkinin tadı tuzu değil midir zaten? Eski huylarımı değiştirmeye çalıştım en azından denedim. Ne kadar başarılı olduğum bilinmez ama gerçekten istedim bunu. Değer verdim ona, SEVDİM. Ama, öyle gönül eğlendirircesine değil, çiçek ne kadar suya muhtaçsa o kadar sevdim. 2 yıldır tanıyordum onu, ondan tek istediğim üniversiteyi kazanıp başarılı bir öğrenci olmasıydı ve iyi bir puan yapıp istanbul ve şehir dışında birçok üniversiteyi tutturma imkanı buldu. Çok sevindim onun adına, ama belli edemedim. Ben belli edemem sevdiğimi. Yüzüne karşı sevgilim, canım diyemem mesela yapamam işte ne biliyim. Yaşanmışlıklarımız oldu çok sevdik birbirimizi, o benim ilişkimizi kimseye söylemememden şikayetçiydi. Aksine onun her 2 lafından birinde ben vardım. Ama o hep beni yanlış anladı bu konuda, çirkin olduğunu düşündüğümü onun için kimseye söylemediğimi düşündü fakat öyle değildi. Ben onun çirkin olduğunu düşünmedim ki hiçbir zaman. O hep güzeldi, benim için öyleydi. Zaten insan seviyorsa, çirkin olması onun için bir fark yaratır mı? İnsan seviyorsa, karşısında ki onun için gün geçtikçe daha güzel olmaz mı? İnsan sevdikçe güzelleşmez mi? Benim yanımdayken çok güzeldi o. Hiçbir zaman kimseden saklamadım onu. Fazla arkadaşım olmadığından en yakın olanlarıma söyledim, aileme söyledim. Ailem biliyordu ötesi var mı? Herneyse işte. Ve şimdi onunla da ilişkimiz bitti. Ama inanıyorum üniversiteyi bitirip, güzel bir hayatı olucak. Hayallerimiz vardı, ben çocukları çok severdim. Oda bana hep 2 çocuk doğurup sana layık bir anne olucağını söylerdi. Gidilecek 501 şehirimiz vardı, everestin tepesine tırmanma hayalimiz. Ben ona, bu hayallerini yaşatamasam da, umarım sevdiği, benden daha çok mutlu edebilecek biriyle olur tek isteğim bu inanın. Ben ağlayamam, hayatım da 2 defa ağlamışımdır toplasanız ve şimdi birde Sibel için. Seni hep sevdim, güzel gözlü yarim.

Bundan sonra ne yaparım, nasıl yaşarım hiç bilmiyorum. Açıkcası bilmekte istemiyorum. Kimseyi sevmek, mutlu olmak istemiyorum. Tek istediğim, Kanada’nın ücra bir köşesinde kendime ait küçük bir evde yaşamak. Kimsenin beni bulamıyacağı bir yerde. Beni kimsenin kötü olarak hatırlamasını istemiyorum. Ben hiç büyüyemedim, hep çocuk kaldım, çocuklar gibi sevdim, çocuklar gibi eğlendim. Hiç kimseye karşı nefret beslemedim. Kimseyi kırmak istemedim. Bu yaşananlar için kırdığım, üzdüğüm herkesten özür dilerim. Eyvallah..